بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلشَّمْسِ وَضُحَىٰهَا
Yemin olsun: Güneşe ve onun aydınlığına,
91. sure · Mekke · 15 ayet
سُورَةُ الشَّمۡسِ
Meal: Mehmet Okuyan
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلشَّمْسِ وَضُحَىٰهَا
Yemin olsun: Güneşe ve onun aydınlığına,
وَٱلْقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا
Onu izlediğinde aya,[1]
وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا
Onu açığa çıkarttığında gündüze,
وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰهَا
Onu kapladığında geceye,
وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا
Göğe ve onu bina edene,
وَٱلْأَرْضِ وَمَا طَحَىٰهَا
Yere ve onu yayana,
وَنَفْسٍۢ وَمَا سَوَّىٰهَا
Nefse (insana) ve onu biçimlendirene,
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَىٰهَا
Sonra da ona (nefse), kötülük ve takvâ (duyarlılık) kabiliyetini verene ki[1]
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا
Onu (nefsini) arındıran kişi elbette kurtulmuştur.
وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا
Onu (kötülüğe) gömen kişi ise kaybetmiştir.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَىٰهَآ
Semûd (kavmi) azgınlığı yüzünden (gerçeği) yalanlamıştı.
إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشْقَىٰهَا
Onların en azgını (deveyi kesmek için) ileri atılmıştı.
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقْيَٰهَا
Allah'ın elçisi (Salih) onlara "Allah'ın devesine ve onun su hakkına (dokunmayın)" demişti.
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمْ فَسَوَّىٰهَا
(Fakat) onlar onu (elçiyi) yalanlamış ve o (deve)yi de kesmişlerdi.[1] (Bunun üzerine), Rableri günahlarını başlarına geçirmiş ve orayı yerle bir etmişti.[2]
وَلَا يَخَافُ عُقْبَٰهَا
(Bu toplum) kendi sonundan da korkmuyordu.