بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَيْلٌۭ لِّلْمُطَفِّفِينَ
Eksik ölçenlere (yolsuzluk yapanlara) yazıklar olsun!
83. sure · Mekke · 36 ayet
سُورَةُ المُطَفِّفِينَ
Meal: Mehmet Okuyan
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَيْلٌۭ لِّلْمُطَفِّفِينَ
Eksik ölçenlere (yolsuzluk yapanlara) yazıklar olsun!
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكْتَالُوا۟ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
Onlar insanlardan (bir şey alırken) ölçtüklerinde (baskı yaparak) tam ölçerler.[1]
وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
Onlara (insanlara vermek için) ölçtüklerinde veya tarttıklarında ise eksiltirler.
أَلَا يَظُنُّ أُو۟لَٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ
(4, 5, 6) Büyük bir günde yani insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları günde diriltileceklerini hiç düşünmezler mi?
لِيَوْمٍ عَظِيمٍۢ
(4, 5, 6) Büyük bir günde yani insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları günde diriltileceklerini hiç düşünmezler mi?
يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
(4, 5, 6) Büyük bir günde yani insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları günde diriltileceklerini hiç düşünmezler mi?
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍۢ
Hayır! Şüphesiz ki (yoldan) sapanların yazısı (kaydı) Siccîn'dedir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌۭ
Siccîn'in ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
كِتَٰبٌۭ مَّرْقُومٌۭ
Numaralandırılmış (açıkça yazılı) bir kitaptır.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
(10, 11) Hesap gününü yalanlayan yalancıların o gün vay hâline![1]
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
(10, 11) Hesap gününü yalanlayan yalancıların o gün vay hâline![1]
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
Onu günahkâr azgınlardan başkası yalanlamaz.
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Ona ayetlerimiz tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman "Öncekilerin masalları!" der.[1]
كَلَّا ۖ بَلْ ۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Hayır, aksine! Kazandıkları (kötülükler nedeniyle) kalplerinin üzerinde pas tutmuştur.
كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍۢ لَّمَحْجُوبُونَ
Hayır! Şüphesiz ki onlar o gün Rablerinden perdelenmiş (mahrum) olacaklardır.
ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا۟ ٱلْجَحِيمِ
Sonra, şüphesiz ki onlar cehenneme girecekler.
ثُمَّ يُقَالُ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Sonra (kendilerine) "Yalanlamış olduğunuz (cehennem) işte budur." denecektir.[1]
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ
Doğrusu, şüphesiz ki iyilerin kaydı ise ‘Illiyyûn'dadır.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ
‘Illiyyûn'un ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
كِتَٰبٌۭ مَّرْقُومٌۭ
Numaralandırılmış (açıkça yazılı) bir kitaptır.
يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ
Onu (kitabı, Allah'a) yaklaştırılmış olanlar (sevinçle) görür.
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ
Şüphesiz ki iyiler, elbette nimet içindedir.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
Koltuklar üzerinde (etrafa) bakarlar.
تَعْرِفُ فِى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ ٱلنَّعِيمِ
Nimetin parıltısını yüzlerinde sezersin (görürsün).
يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍۢ مَّخْتُومٍ
Kendilerine (ağzı) mühürlü, katıksız (sarhoş etmeyen) bir (içki)den içirilir.
خِتَٰمُهُۥ مِسْكٌۭ ۚ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَٰفِسُونَ
(İçiminin) sonu misk olacaktır (güzel kokacaktır). Yarışanlar işte bunun için yarışsınlar!
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسْنِيمٍ
Onun (içeceğin) karışımı Tesnîm'dendir.
عَيْنًۭا يَشْرَبُ بِهَا ٱلْمُقَرَّبُونَ
(Tesnîm, Allah'a) yaklaştırılmış olanların içeceği bir kaynaktır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ كَانُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَضْحَكُونَ
Şüphesiz ki suçlular (dünyada) iman edenlere gülerlerdi.[1]
وَإِذَا مَرُّوا۟ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ
Onlara uğradıklarında birbirlerine kaş göz işareti yaparlardı.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمُ ٱنقَلَبُوا۟ فَكِهِينَ
Ailelerine döndüklerinde keyiflenerek dönerlerdi.[1]
وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ
Onları (müminleri) gördüklerinde ise "Şüphesiz ki bunlar sapkınlardır!" derlerdi.
وَمَآ أُرْسِلُوا۟ عَلَيْهِمْ حَٰفِظِينَ
(Oysa) onların (müminlerin) üzerine koruyucular (muhafız) olarak gönderilmemişlerdi.
فَٱلْيَوْمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنَ ٱلْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ
(34, 35) İman edenler de bugün, koltuklar üzerinde (onlara) bakarak kâfirlere gülerler.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
(34, 35) İman edenler de bugün, koltuklar üzerinde (onlara) bakarak kâfirlere gülerler.
هَلْ ثُوِّبَ ٱلْكُفَّارُ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
Kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı![1]