بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًۭا
Yemin olsun: Söküp çıkaranlara,
79. sure · Mekke · 46 ayet
سُورَةُ النَّازِعَاتِ
Meal: Mehmet Okuyan
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًۭا
Yemin olsun: Söküp çıkaranlara,
وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًۭا
Kolayca çekenlere,
وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًۭا
Yüzdükçe yüzenlere,
فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًۭا
Yarışıp geçenlere,
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًۭا
İşleri düzenleyenlere ki
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
O gün o sarsıcı (deprem) sarsacak.
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
(Ardından onu) artçısı takip edecek.
قُلُوبٌۭ يَوْمَئِذٍۢ وَاجِفَةٌ
Kalpler (korkudan) titreyecek.
أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌۭ
Gözleri (korkudan) aşağı kayacak.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
(10, 11) "Çürümüş kemik olduktan sonra, çukurda (mezarda) daha önceki hâlimize mi döndürüleceğiz"[1] derler.
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًۭا نَّخِرَةًۭ
(10, 11) "Çürümüş kemik olduktan sonra, çukurda (mezarda) daha önceki hâlimize mi döndürüleceğiz"[1] derler.
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًۭا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۭ
"O zaman, o zararlı bir dönüş olur!" derler.
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ
(Oysa) bu dönüş, tek bir ses(e bakar).
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
Bir de bakarsın ki onlar, mahşerdedir.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
Musa'nın haberi sana geldi, (değil) mi?
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
Hani Rabbi kutsal Tuvâ Vadisi'nde[1] ona şöyle seslenmişti:
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
"Firavun'a git! O iyice azdı."
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
"(Ona) de ki: "Arınmak ister misin?
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
(İstiyorsan) seni Rabbine yönlendireyim.[1] (Böylece O'na) saygı duyarsın."
فَأَرَىٰهُ ٱلْءَايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
Sonunda ona en büyük ayeti (mucizeyi) göstermişti.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
(Ancak Firavun, gerçeği) yalanlamış ve isyan etmişti.
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
Sonra hızlıca arkasını dönüp gitmişti.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
(23, 24) (Yandaşlarını) toplamış, onlara seslenmiş ve demişti ki: "Ben sizin yüce rabbinizim."
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
(23, 24) (Yandaşlarını) toplamış, onlara seslenmiş ve demişti ki: "Ben sizin yüce rabbinizim."
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْءَاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
(Bunun üzerine) Allah onu ahiret ve dünya azabıyla yakalamıştı.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةًۭ لِّمَن يَخْشَىٰٓ
Şüphesiz ki bu (kıssa)da saygı duyacak olanlar için bir ibret vardır.[1]
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا
Sizin yaratılışınız mı daha güçlüdür, yoksa (Allah'ın) oluşturduğu gök mü?
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
(Göğün) cisimlerini yükseltmiş ve onları düzene kavuşturmuştur.
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
Gecesini karanlık yapmış, (gündüz) ışığını çıkarıp var etmiştir.
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
Daha sonra da yeri yaymıştır.
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
Ondan (yerden) suyunu ve bitki örtüsünü de O çıkarmıştır.
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
Dağları (yere) O çakmıştır.
مَتَٰعًۭا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için (böyle yapmıştır).
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
(34, 35) O büyük olay gerçekleştiğinde, işte o gün insan (dünyada) neler yaptığını hatırlayacaktır.
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
(34, 35) O büyük olay gerçekleştiğinde, işte o gün insan (dünyada) neler yaptığını hatırlayacaktır.
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
Gör(mesi gerek)enler için cehennem ortaya çıkartılacaktır.
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
(37, 38, 39) Kim azgınlık yapmış ve dünya hayatını tercih etmişse cehennem (onların) barınağıdır.
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
(37, 38, 39) Kim azgınlık yapmış ve dünya hayatını tercih etmişse cehennem (onların) barınağıdır.
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
(37, 38, 39) Kim azgınlık yapmış ve dünya hayatını tercih etmişse cehennem (onların) barınağıdır.
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
(40, 41) Rabbinin makamından korkan ve kendisini arzulara (uymaktan) alıkoyanlara gelince, şüphesiz ki böylelerinin barınağı da cennettir.
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
(40, 41) Rabbinin makamından korkan ve kendisini arzulara (uymaktan) alıkoyanlara gelince, şüphesiz ki böylelerinin barınağı da cennettir.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
Sana o (Son) Saat'in demir atma zamanından soruyorlar.
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
Sen onu nerden hatırlayabilirsin ki![1]
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
Sonu(nun bilgisi) yalnızca Rabbine aittir.[1]
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
Sen sadece ondan (Son Saat'ten) saygı ile korkanları uyarıcısın.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
Onu (mahşeri) gördükleri gün, (dünyada sanki) bir yatsı vakti veya (gündüzün) kuşluğu kadar kalmış gibi olacaklar.[1]