Kur'an ve BilimVahiy · Akıl · Keşif

51. sure · Mekke · 60 ayet

Zâriyât Suresi

سُورَةُ الذَّارِيَاتِ

126. cüz · 520. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًۭا

Yemin olsun: Esip savuranlara,

226. cüz · 520. sayfa

فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًۭا

Ağırlık taşıyanlara,

326. cüz · 520. sayfa

فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًۭا

Kolayca süzülenlere,

426. cüz · 520. sayfa

فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا

İşi ayıranlara ki[1]

526. cüz · 520. sayfa

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۭ

Size vadedilenler elbette doğrudur.

626. cüz · 520. sayfa

وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌۭ

Hesap da mutlaka gerçekleşecektir.

726. cüz · 521. sayfa

وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ

Yörüngeleri bulunan göğe yemin olsun ki

826. cüz · 521. sayfa

إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍۢ مُّخْتَلِفٍۢ

Şüphesiz siz çelişkili söz(ler) içindesiniz.

926. cüz · 521. sayfa

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ

Ondan (Kur'an'dan) savrulan kişi (kendi aleyhine) savrulmuş olur.

1026. cüz · 521. sayfa

قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ

Kahrolsun o koyu yalancılar!

1126. cüz · 521. sayfa

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍۢ سَاهُونَ

Onlar, koyu bir şaşkınlıkta ne yaptığını bilmeyenlerdir.

1226. cüz · 521. sayfa

يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ

Hesap gününün ne zaman olduğunu soruyorlar.[1]

1326. cüz · 521. sayfa

يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ

O gün onlar, ateş üzerinde imtihan edileceklerdir.

1426. cüz · 521. sayfa

ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ

(Onlara) "İmtihanınızı(n sonucunu) tadın! Acele gelmesini istediğiniz şey işte budur!"[1] (denecektir).

1526. cüz · 521. sayfa

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ

(15, 16) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı.

1626. cüz · 521. sayfa

ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ

(15, 16) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı.

1726. cüz · 521. sayfa

كَانُوا۟ قَلِيلًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

Geceleri az uyurlardı.

1826. cüz · 521. sayfa

وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

Seher vakitlerinde de bağışlanma dilerler(di).[1]

1926. cüz · 521. sayfa

وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

Mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen kişiler için hak vardır.[1]

2026. cüz · 521. sayfa

وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌۭ لِّلْمُوقِنِينَ

(20, 21) Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz?[1]

2126. cüz · 521. sayfa

وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

(20, 21) Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz?[1]

2226. cüz · 521. sayfa

وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

Gökte de rızkınız ve size vadedilenler vardır.

2326. cüz · 521. sayfa

فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ

Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun: Bu (vadedilen gün) konuşmanız gibi gerçektir.

2426. cüz · 521. sayfa

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ

İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin (meleklerin) haberi sana geldi, (değil) mi?

2526. cüz · 521. sayfa

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ

Hani onlar (İbrahim'in) yanına girmiş ve "Selam!" demişlerdi. (İbrahim de) "Selam!" demiş, "(Bunlar) yabancı bir topluluk!" (diye içinden geçirmişti).[1]

2626. cüz · 521. sayfa

فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍۢ سَمِينٍۢ

(26, 27) Hemen ailesinin yanına giderek besili bir dana (eti) getirmiş, onu onlara yaklaştırıp "Yemez misiniz?" demişti.

2726. cüz · 521. sayfa

فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

(26, 27) Hemen ailesinin yanına giderek besili bir dana (eti) getirmiş, onu onlara yaklaştırıp "Yemez misiniz?" demişti.

2826. cüz · 521. sayfa

فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ

(Yemediklerini görünce) onlardan korkmaya başlamıştı. (Melekler) "Korkma!" demiş ve ona bilen bir erkek çocuğu müjdelemişlerdi.[1]

2926. cüz · 521. sayfa

فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍۢ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌۭ

Hanımı, çığlık atarak (meleklere) yönelmiş ve (elini) yüzüne vurarak "Ben kısır bir kocakarıyım!" demişti.[1]

3026. cüz · 521. sayfa

قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ

Onlar (melekler ise:) "Öyle, (ama) bunu Rabbin söylemiştir. Şüphesiz ki yalnızca O, doğru hüküm verendir, bilendir." demişlerdi.[1]

3127. cüz · 522. sayfa

۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

(İbrahim:) "Ey elçiler (melekler)! (Başka) ne işiniz var?" diye sormuştu.[1]

3227. cüz · 522. sayfa

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ

(32, 33, 34) Onlar "Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!" demişlerdi.[1]

3327. cüz · 522. sayfa

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن طِينٍۢ

(32, 33, 34) Onlar "Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!" demişlerdi.[1]

3427. cüz · 522. sayfa

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

(32, 33, 34) Onlar "Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!" demişlerdi.[1]

3527. cüz · 522. sayfa

فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

(Biz) orada bulunan müminleri çıkarmıştık.

3627. cüz · 522. sayfa

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍۢ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

Zaten orada müslümanlardan (olan) bir ev (halkın)dan başka (kurtarılacak) kimse bulmamıştık.

3727. cüz · 522. sayfa

وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةًۭ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

Elem verici azaptan korkanlar için orada bir delil[1] bırakmıştık.

3827. cüz · 522. sayfa

وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ

Musa'da da (dersler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

3927. cüz · 522. sayfa

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌۭ

(Firavun), ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, "O bir büyücüdür veya bir cinlenmiştir!" demişti.

4027. cüz · 522. sayfa

فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌۭ

Onu da ordularını da yakalayıp denizde boğmuştuk; bu sırada kendini kınayıp duruyordu.[1]

4127. cüz · 522. sayfa

وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ

Âd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.[1]

4227. cüz · 522. sayfa

مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ

(O kasırga) geçtiği yerde hiçbir şey bırakmamış, her şeyi kül edip savurmuştu.

4327. cüz · 522. sayfa

وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍۢ

Semûd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara "Bir süreye kadar yararlanın (yaşayın)!" denmişti.

4427. cüz · 522. sayfa

فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ

Rablerinin emrine karşı gelmişlerdi. Bu yüzden, bakarlarken onları yıldırım çarpmıştı.

4527. cüz · 522. sayfa

فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍۢ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ

Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

4627. cüz · 522. sayfa

وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ

Daha önce de Nuh kavmini (helak etmiştik). Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış bir toplumdular.

4727. cüz · 522. sayfa

وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍۢ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Göğü güçlü bir şekilde biz bina ettik (yükselttik) ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.[1]

4827. cüz · 522. sayfa

وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ

Yeri de biz döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!

4927. cüz · 522. sayfa

وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Her şeyden iki çift[1] yarattık ki (gerçeği) hatırlayasınız.

5027. cüz · 522. sayfa

فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ

Allah'a koşun![1] Şüphesiz ki ben size O'ndan (gelmiş) apaçık bir uyarıcıyım.

5127. cüz · 522. sayfa

وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ

Allah ile birlikte başka bir ilah edinmeyin! Şüphesiz ki ben size O'ndan (gelmiş) apaçık bir uyarıcıyım.

5227. cüz · 523. sayfa

كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

Böylece onlardan öncekilere herhangi bir elçi geldiğinde elbette "O bir büyücüdür veya cinlenmiştir!" demişlerdi.

5327. cüz · 523. sayfa

أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ

Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler! Doğrusu onlar, azgın bir topluluktur.

5427. cüz · 523. sayfa

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍۢ

Onlardan yüz çevir! Sen asla kınanacak değilsin.

5527. cüz · 523. sayfa

وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Sen (gerçeği) hatırlat![1] Şüphesiz ki hatırlatmak müminlere yarar sağlar.

5627. cüz · 523. sayfa

وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Ben cinleri ve insanları, sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.

5727. cüz · 523. sayfa

مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ

Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum; beni doyurmalarını da istemiyorum.[1]

5827. cüz · 523. sayfa

إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ

Şüphesiz ki yalnızca Allah gerçek rızık verendir, kuvvet sahibidir, güçlüdür.

5927. cüz · 523. sayfa

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًۭا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

Şüphesiz ki arkadaşlarının payı gibi haksızlık edenlerin de (azaptan) payı vardır. (Azabı) benden acele istemesinler!

6027. cüz · 523. sayfa

فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

Kendilerine vadedilen günlerinden dolayı kâfir olanların vay hâllerine!