Kur'an ve BilimVahiy · Akıl · Keşif

26. sure · Mekke · 227 ayet

Şuarâ Suresi

سُورَةُ الشُّعَرَاءِ

119. cüz · 367. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ طسٓمٓ

Tâ. Sîn. Mîm.[1]

219. cüz · 367. sayfa

تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ

İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir.

319. cüz · 367. sayfa

لَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

Onlar iman etmiyor diye neredeyse kendine yazık edeceksin![1]

419. cüz · 367. sayfa

إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةًۭ فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ

Dilesek, üzerlerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de ona boyunları eğik kalır.

519. cüz · 367. sayfa

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ

Kendilerine, Rahmân'dan her yeni mesaj geldiğinde ondan yüz çevirirler.[1]

619. cüz · 367. sayfa

فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Elbette (bu mesajı) da yalanladılar; (fakat) alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında kendilerine gelecektir.[1]

719. cüz · 367. sayfa

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ

Yerde her değerli çiftten nice (bitkiler) yetiştirdiğimizi hiç mi görmediler?

819. cüz · 367. sayfa

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

919. cüz · 367. sayfa

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

1019. cüz · 367. sayfa

وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

(10, 11) Hani Rabbin, Musa'ya "Zalim topluma, yani Firavun'un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?" diye seslenmişti.

1119. cüz · 367. sayfa

قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ

(10, 11) Hani Rabbin, Musa'ya "Zalim topluma, yani Firavun'un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?" diye seslenmişti.

1219. cüz · 367. sayfa

قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

(Musa) şöyle demişti: "Rabbim! Beni yalanlamalarından korkuyorum.

1319. cüz · 367. sayfa

وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ

İçim daralabilir, dilim dönmeyebilir; (bu nedenle) Harun'a da elçilik ver![1]

1419. cüz · 367. sayfa

وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌۭ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

Onların lehinde, benim aleyhimde bir suç(um) var. Beni öldürmelerinden korkuyorum."[1]

1519. cüz · 367. sayfa

قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

(Allah) şöyle demişti: "Hayır! İkiniz mesajlarımı götürün! Biz sizinle birlikteyiz; (olup biteni) duymaktayız.[1]

1619. cüz · 367. sayfa

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

(16, 17) Firavun'a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi'nin elçi(leri)yiz."

1719. cüz · 367. sayfa

أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

(16, 17) Firavun'a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi'nin elçi(leri)yiz."

1819. cüz · 367. sayfa

قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًۭا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

(Firavun) şöyle demişti: "Biz seni aramızda çocukken büyütmemiş miydik? Sen de ömründen senelerce aramızda kalmıştın.[1]

1919. cüz · 367. sayfa

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ

Yaptığın o işini de yapmıştın. Sen nankörlerdensin."[1]

2019. cüz · 368. sayfa

قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًۭا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

(Musa) şöyle demişti: "Ben o zaman şaşkınlardan olarak o işi yapmıştım.[1]

2119. cüz · 368. sayfa

فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًۭا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Sizden korktuğum için de aranızdan kaçmıştım. Sonra Rabbim bana hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) verdi ve beni elçilerden (biri olarak) görevlendirdi.

2219. cüz · 368. sayfa

وَتِلْكَ نِعْمَةٌۭ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Başıma kaktığın o nimete gelince, (onun sebebi de) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendi."

2319. cüz · 368. sayfa

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

(Firavun) "Âlemlerin Rabbi de nedir?" demişti.

2419. cüz · 368. sayfa

قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

(Musa ise) "Kesin inananlar olursanız, (bilin ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir." demişti.[1]

2519. cüz · 368. sayfa

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

(Firavun) etrafındakilere "Duymuyor musunuz?" demişti.

2619. cüz · 368. sayfa

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

(Musa ise) "O, sizin de Rabbinizdir; önceki atalarınızın da Rabbidir." demişti.

2719. cüz · 368. sayfa

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌۭ

(Firavun) "Size gönderilen bu Elçiniz mutlaka cinlenmiştir!" demişti.[1]

2819. cüz · 368. sayfa

قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

(Musa ise) "Aklınızı kullanırsanız (anlarsınız ki Allah), doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların da Rabbidir." demişti.

2919. cüz · 368. sayfa

قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ

(Firavun) "Benden başkasını ilah edinirsen[1] şüphesiz ki seni hapse atılanlardan yaparım!" demişti.

3019. cüz · 368. sayfa

قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍۢ مُّبِينٍۢ

(Musa ise) "Sana apaçık bir şey (delil) getirsem de mi (hapse atarsın)?" diye sormuştu.

3119. cüz · 368. sayfa

قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

(Firavun da) "Doğru söyleyenlerdensen getir onu (delilini)!" demişti.

3219. cüz · 368. sayfa

فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ

(Musa) asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, o (asa) apaçık bir yılan (olmuş)![1]

3319. cüz · 368. sayfa

وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

Elini de (koynundan) çıkarmıştı. Bir de ne görsünler, o (eli) bakanlara bembeyaz (görünmüştü).[1]

3419. cüz · 368. sayfa

قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ

(34, 35) (Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: "Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür.[1] Öneriniz nedir?"

3519. cüz · 368. sayfa

يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

(34, 35) (Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: "Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür.[1] Öneriniz nedir?"

3619. cüz · 368. sayfa

قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

(36, 37) (Onlar) şöyle demişlerdi: "Kardeşiyle birlikte onu (Musa'yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!"

3719. cüz · 368. sayfa

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍۢ

(36, 37) (Onlar) şöyle demişlerdi: "Kardeşiyle birlikte onu (Musa'yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!"

3819. cüz · 368. sayfa

فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

(Ardından) büyücüler belirli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirilmişlerdi.[1]

3919. cüz · 368. sayfa

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

İnsanlara da "Siz de toplanıyor musunuz? (toplanın)!" denmişti.

4019. cüz · 369. sayfa

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

(Şehir halkı:) "Umarız ki büyücüler üstün gelirlerse büyücülere uyarız!" (demişti).[1]

4119. cüz · 369. sayfa

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ

Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a "Galip gelirsek bize ödül var, değil mi?" demişlerdi.

4219. cüz · 369. sayfa

قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

(Firavun) "Tamam! Şüphesiz ki o takdirde siz gözdelerimden (olacaksı)nız!" demişti.[1]

4319. cüz · 369. sayfa

قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

Musa onlara "Ne atacaksanız atın!" demişti.[1]

4419. cüz · 369. sayfa

فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ

İplerini ve asalarını atmış ve "Firavun'un itibarı için[1] elbette biz galip geleceğiz!" demişlerdi.

4519. cüz · 369. sayfa

فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

Musa da asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, (Musa'nın asası) onların uydurduklarını yutuyor.[1]

4619. cüz · 369. sayfa

فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

(Bunu gören) büyücüler derhal secdeye kapanmışlardı.

4719. cüz · 369. sayfa

قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

(47, 48) "Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun'un Rabbine inanıp güvendik!"[1]demişlerdi.

4819. cüz · 369. sayfa

رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

(47, 48) "Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun'un Rabbine inanıp güvendik!"[1]demişlerdi.

4919. cüz · 369. sayfa

قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

(Firavun) şöyle demişti: "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz, (öyle mi)! Şüphesiz ki o (Musa), size büyü öğreten büyüğünüzdür (akıl hocanızdır). İleride (size neler yapacağımı) elbette bileceksiniz. Dönekliğ(iniz)den dolayı kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı elbette kestireceğim ve hepinizi astıracağım!"[1]

5019. cüz · 369. sayfa

قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

(Büyücüler) şöyle demişlerdi: "Zararı yok, (nasıl olsa) Rabbimize döneceğiz.

5119. cüz · 369. sayfa

إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

İlk iman edenler (iman edenlerin öncüleri) olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."[1]

5219. cüz · 369. sayfa

۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Musa'ya "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz ki takip edileceksiniz!" diye vahyetmiştik.[1]

5319. cüz · 369. sayfa

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar göndermişti.

5419. cüz · 369. sayfa

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌۭ قَلِيلُونَ

(54, 55, 56) "Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!" (demişti).

5519. cüz · 369. sayfa

وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ

(54, 55, 56) "Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!" (demişti).

5619. cüz · 369. sayfa

وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ

(54, 55, 56) "Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!" (demişti).

5719. cüz · 369. sayfa

فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

(57, 58) Onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık.

5819. cüz · 369. sayfa

وَكُنُوزٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ

(57, 58) Onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık.

5919. cüz · 369. sayfa

كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Böylece İsrailoğullarını onlara (geride bıraktıklarına) mirasçı yapmıştık.[1]

6019. cüz · 369. sayfa

فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ

(Firavun ve adamları) gün doğarken onların peşine düşmüşlerdi.[1]

6119. cüz · 370. sayfa

فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

İki topluluk birbirini görünce Musa'nın halkı "Şüphesiz ki yakalandık!" demişlerdi.

6219. cüz · 370. sayfa

قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ

(Musa) "Asla! Şüphesiz ki Rabbim benimledir, bana yol gösterecektir!"[1] demişti.[2]

6319. cüz · 370. sayfa

فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍۢ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ

Musa'ya "Asanla denize vur!" diye vahyetmiştik. (Deniz) derhal yarılmış; her bölüm koca bir dağ gibi olmuştu.

6419. cüz · 370. sayfa

وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْءَاخَرِينَ

Diğerlerini oraya yaklaştırmıştık.

6519. cüz · 370. sayfa

وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtarmıştık.

6619. cüz · 370. sayfa

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.[1]

6719. cüz · 370. sayfa

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

6819. cüz · 370. sayfa

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

6919. cüz · 370. sayfa

وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ

Onlara İbrahim'in haberini tilavet et (okuyup aktar)!

7019. cüz · 370. sayfa

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ

Hani o (İbrahim), babasına ve kavmine "Neye tapıyorsunuz?" diye sormuştu.

7119. cüz · 370. sayfa

قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًۭا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ

Onlar "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz!" demişlerdi.

7219. cüz · 370. sayfa

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

(72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.

7319. cüz · 370. sayfa

أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

(72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.

7419. cüz · 370. sayfa

قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

Onlar "Hayır ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk!" cevabını vermişlerdi.[1]

7519. cüz · 370. sayfa

قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

(75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?

7619. cüz · 370. sayfa

أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ

(75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?

7719. cüz · 370. sayfa

فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّۭ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Şüphesiz ki onlar (putlar) benim düşmanımdır; sadece âlemlerin Rabbine (kulluk ederim).[1]

7819. cüz · 370. sayfa

ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ

Beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.

7919. cüz · 370. sayfa

وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ

Beni yediren ve içirendir.

8019. cüz · 370. sayfa

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

Hastalandığımda bana şifa verendir.

8119. cüz · 370. sayfa

وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ

Beni öldürüp sonra diriltecek olandır.

8219. cüz · 370. sayfa

وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ

Hesap gününde benim için hatalarımı bağışlayacağını umduğum[1] O'dur.

8319. cüz · 370. sayfa

رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ

Rabbim! Bana doğru hüküm verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat![1]

8419. cüz · 371. sayfa

وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍۢ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

Bana, (benden) sonra gelecekler arasında iyilikle anılmayı nasip et!

8519. cüz · 371. sayfa

وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

Beni, nimet cennetinin mirasçılarından kıl!

8619. cüz · 371. sayfa

وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Şaşkınlardan olan babamı da bağışla![1]

8719. cüz · 371. sayfa

وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"

8819. cüz · 371. sayfa

يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌۭ وَلَا بَنُونَ

(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"

8919. cüz · 371. sayfa

إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍۢ

(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"

9019. cüz · 371. sayfa

وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

(O gün) cennet, muttakîlere (duyarlı olanlara) yaklaştırılacaktır.[1]

9119. cüz · 371. sayfa

وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

Cehennem de azgınlar için ortaya çıkartılacaktır.

9219. cüz · 371. sayfa

وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

(92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.

9319. cüz · 371. sayfa

مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

(92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.

9419. cüz · 371. sayfa

فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ

(94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.

9519. cüz · 371. sayfa

وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

(94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.

9619. cüz · 371. sayfa

قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

(Cehennemlikler) orada birbirleriyle çekişerek şöyle diyeceklerdir:

9719. cüz · 371. sayfa

تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ

(97, 98) Allah'a yemin olsun:[1] Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.

9819. cüz · 371. sayfa

إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

(97, 98) Allah'a yemin olsun:[1] Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.

9919. cüz · 371. sayfa

وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ

Bizi, o suçlulardan başkası saptırmadı.

10019. cüz · 371. sayfa

فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ

Bizim için şefaatçiler de yok.

10119. cüz · 371. sayfa

وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍۢ

Yakın bir dost da yok.

10219. cüz · 371. sayfa

فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةًۭ فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Keşke bizim için (dünyaya) bir daha dönüş olsaydı da müminlerden olsa(ydı)k!"[1]

10319. cüz · 371. sayfa

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

10419. cüz · 371. sayfa

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]

10519. cüz · 371. sayfa

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Nuh'un kavmi de elçileri yalanlamıştı.[1]

10619. cüz · 371. sayfa

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?

10719. cüz · 371. sayfa

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.

10819. cüz · 371. sayfa

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

10919. cüz · 371. sayfa

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.

11019. cüz · 371. sayfa

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!"

11119. cüz · 371. sayfa

۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ

(Kavmi) "Sana düşük (seviyeli) insanlar uymuşken, biz sana iman eder miyiz hiç!" demişti.[1]

11219. cüz · 372. sayfa

قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

(Nuh) şöyle demişti: "Onların (daha önce) neler yaptığına dair hiçbir bilgim yok.

11319. cüz · 372. sayfa

إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ

Düşünürseniz, onların hesabının ancak Rabbime ait olduğunu anlarsınız.

11419. cüz · 372. sayfa

وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Ben müminleri asla (yanımdan) kovamam.

11519. cüz · 372. sayfa

إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ

Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."[1]

11619. cüz · 372. sayfa

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ

(Kavmi) şöyle demişti: "Ey Nuh! (Bu davandan) vazgeçmezsen (iyi bil ki) kovulmuşlardan olacaksın!"[1]

11719. cüz · 372. sayfa

قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ

(Nuh, Rabbine yönelerek) "Rabbim! Kavmim beni yalanladı.

11819. cüz · 372. sayfa

فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًۭا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Benimle onlar arasında hükmünü ver ve hem beni hem de benimle birlikte inananları kurtar!" demişti.

11919. cüz · 372. sayfa

فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Biz de onu ve beraberindekileri dolu gemide (taşıyarak) kurtarmıştık.

12019. cüz · 372. sayfa

ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ

Sonra da geride kalanları (suda) boğmuştuk.

12119. cüz · 372. sayfa

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

12219. cüz · 372. sayfa

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]

12319. cüz · 372. sayfa

كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ

Âd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.

12419. cüz · 372. sayfa

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?

12519. cüz · 372. sayfa

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.

12619. cüz · 372. sayfa

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

12719. cüz · 372. sayfa

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.[1]

12819. cüz · 372. sayfa

أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةًۭ تَعْبَثُونَ

Siz övünüp eğlenmek üzere her yüksek yere bir ayet (anıt) mı dikiyorsunuz?

12919. cüz · 372. sayfa

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

Sürekli kalacağınızı umarak sağlam yapılar yapıyorsunuz.

13019. cüz · 372. sayfa

وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

(İnsanları) yakaladığınız zaman zorbalar olarak yakalıyorsunuz.

13119. cüz · 372. sayfa

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

13219. cüz · 372. sayfa

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ

(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!

13319. cüz · 372. sayfa

أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍۢ وَبَنِينَ

(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!

13419. cüz · 372. sayfa

وَجَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ

(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!

13519. cüz · 372. sayfa

إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ

Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum."

13619. cüz · 372. sayfa

قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ

(Kavmi ise) şöyle demişti: "Öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir.

13719. cüz · 373. sayfa

إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ

Bu (söylediklerin) öncekilerin uydurmalarından başka bir şey değildir.

13819. cüz · 373. sayfa

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Biz asla azaba uğratılacak da değiliz."

13919. cüz · 373. sayfa

فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Böylece onu (Hud'u) yalanlamışlar; biz de kendilerini helak etmiştik. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

14019. cüz · 373. sayfa

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]

14119. cüz · 373. sayfa

كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ

Semûd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.

14219. cüz · 373. sayfa

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?

14319. cüz · 373. sayfa

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.

14419. cüz · 373. sayfa

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

14519. cüz · 373. sayfa

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.

14619. cüz · 373. sayfa

أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ

(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?

14719. cüz · 373. sayfa

فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?

14819. cüz · 373. sayfa

وَزُرُوعٍۢ وَنَخْلٍۢ طَلْعُهَا هَضِيمٌۭ

(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?

14919. cüz · 373. sayfa

وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًۭا فَٰرِهِينَ

Şımarıklık yaparak dağlardan (kayalardan) evler yontuyorsunuz.

15019. cüz · 373. sayfa

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

15119. cüz · 373. sayfa

وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ

(151, 152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin!"

15219. cüz · 373. sayfa

ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

(151, 152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin!"

15319. cüz · 373. sayfa

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

(Kavmi ise Salih'e) şöyle demişti: "Sen sadece büyülenmişlerdensin.

15419. cüz · 373. sayfa

مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Sen de ancak bizim gibi bir insansın.[1] Doğru söyleyenlerdensen (bize) bir delil getir!"

15519. cüz · 373. sayfa

قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌۭ لَّهَا شِرْبٌۭ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

(Salih de) şöyle demişti: "İşte (delil) bu dişi devedir. (Belirli bir gün) su içme (hakkı) onun; belirli (bir) günün içme (hakkı da) sizindir![1]

15619. cüz · 373. sayfa

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ

Sakın ona hiçbir kötülük yapmayın; yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."[1]

15719. cüz · 373. sayfa

فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ

Onu (deveyi) hunharca katletmiş,[1] (sonradan) pişman olmuşlardı.

15819. cüz · 373. sayfa

فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

(Ama çoktan) o azap kendilerini yakalamıştı. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda, bir ders vardır.

15919. cüz · 373. sayfa

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]

16019. cüz · 374. sayfa

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Lut kavmi de (gelen) elçileri yalanlamıştı.

16119. cüz · 374. sayfa

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?

16219. cüz · 374. sayfa

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

Ben size gönderilmiş (güvenilir) bir elçiyim.

16319. cüz · 374. sayfa

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

16419. cüz · 374. sayfa

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.

16519. cüz · 374. sayfa

أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ

Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz.

16619. cüz · 374. sayfa

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

İnsanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz! Doğrusu siz sınırı aşmış (sapkın) bir topluluksunuz!"

16719. cüz · 374. sayfa

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ

(Kavmi), "Ey Lut! (Bu davandan) vazgeçmezsen mutlaka (kovulup) çıkartılanlardan olacaksın!" demişti.[1]

16819. cüz · 374. sayfa

قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ

(Lut da) "Doğrusu ben sizin bu işiniz nedeniyle (sizi) kınayanlardanım!"[1] demişti.

16919. cüz · 374. sayfa

رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ

Rabbim! Onların yaptıkları işin (sonucundan) beni ve ailemi kurtar!" (diye dua etmişti).

17019. cüz · 374. sayfa

فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

(170, 171) Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.

17119. cüz · 374. sayfa

إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

(170, 171) Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.

17219. cüz · 374. sayfa

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

Ardından diğerlerini helak etmiştik.

17319. cüz · 374. sayfa

وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

Üzerlerine büyük bir bela yağmuru yağdırmıştık. Uyarılanların (ama yola gelmeyenlerin) bela yağmuru ne de kötü (olmuştu)!

17419. cüz · 374. sayfa

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

17519. cüz · 374. sayfa

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]

17619. cüz · 374. sayfa

كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ

Eyke halkı[1] da (bütün) elçileri yalanlamıştı.

17719. cüz · 374. sayfa

إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Şuayb onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?

17819. cüz · 374. sayfa

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

Ben size gönderilmiş (güvenilir) bir elçiyim.

17919. cüz · 374. sayfa

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

18019. cüz · 374. sayfa

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.

18119. cüz · 374. sayfa

۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ

Ölçüyü tastamam yapın; (başkalarının hakkını) eksik verenlerden olmayın!

18219. cüz · 374. sayfa

وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ

Doğru bir terazi ile tartın!

18319. cüz · 374. sayfa

وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin! Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın![1]

18419. cüz · 375. sayfa

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ

Sizi de önceki nesilleri de yaratan (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!"

18519. cüz · 375. sayfa

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

(Kavmi) şöyle demişti: "Sen sadece büyülenmişlerdensin.

18619. cüz · 375. sayfa

وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ

Sen de ancak bizim gibi bir insansın.[1] Biz seni şüphesiz ki yalancılardan sanıyoruz.

18719. cüz · 375. sayfa

فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Doğru sözlülerdensen üzerimize gökten bir parça indir!"

18819. cüz · 375. sayfa

قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

(Şuayb) "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilendir." demişti.

18919. cüz · 375. sayfa

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Onu yalanlamışlar ve kendilerini o gölge gününün azabı yakalamıştı. Şüphesiz ki o, büyük bir günün azabıydı!

19019. cüz · 375. sayfa

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

19119. cüz · 375. sayfa

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]

19219. cüz · 375. sayfa

وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Şüphesiz ki o (Kur'an), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

19319. cüz · 375. sayfa

نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ

(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle[1] Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.[2]

19419. cüz · 375. sayfa

عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle[1] Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.[2]

19519. cüz · 375. sayfa

بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّۢ مُّبِينٍۢ

(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle[1] Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.[2]

19619. cüz · 375. sayfa

وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ

O (Kur'an'ın ilkeleri), öncekilerin kitaplarında[1] da vardı.[2]

19719. cüz · 375. sayfa

أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

İsrailoğulları âlimlerinin[1] onu (Kur'an'ı) tanıyıp bilmesi, o (inkârcılar) için bir delil değil midir?

19819. cüz · 375. sayfa

وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ

(198, 199) Biz Kur'an'ı, Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydık[1] yine de ona inanmazlardı.[2]

19919. cüz · 375. sayfa

فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ

(198, 199) Biz Kur'an'ı, Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydık[1] yine de ona inanmazlardı.[2]

20019. cüz · 375. sayfa

كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

Biz onu (Kur'an'ı), suçluların kalplerine (gözlerinin içine) böylece soktuk.[1]

20119. cüz · 375. sayfa

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

(201, 202) Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın[1] gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.[2]

20219. cüz · 375. sayfa

فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

(201, 202) Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın[1] gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.[2]

20319. cüz · 375. sayfa

فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

(Azabı gördüklerinde) "Bize süre tanınır mı?" diyeceklerdir.

20419. cüz · 375. sayfa

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Azabımızı acele mi istiyorlar?

20519. cüz · 375. sayfa

أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ

(205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,

20619. cüz · 375. sayfa

ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

(205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,

20719. cüz · 376. sayfa

مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ

Yararlandırıldıkları nimetlerin kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır."[1]

20819. cüz · 376. sayfa

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

(208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye[1] haksızlık edici de değildik.

20919. cüz · 376. sayfa

ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

(208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye[1] haksızlık edici de değildik.

21019. cüz · 376. sayfa

وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ

(210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.

21119. cüz · 376. sayfa

وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

(210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.

21219. cüz · 376. sayfa

إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

Onlar (şeytanlar), vahyi duymaktan kesin olarak uzak tutulmuşlardır.[1]

21319. cüz · 376. sayfa

فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ

Allah ile birlikte herhangi bir ilaha sakın yalvarma; yoksa sen de azap edilenlerden olursun![1]

21419. cüz · 376. sayfa

وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ

(Önce) yakın akrabanı uyar![1]

21519. cüz · 376. sayfa

وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir![1]

21619. cüz · 376. sayfa

فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

Onlar sana isyan ederlerse de ki: "Ben sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım."

21719. cüz · 376. sayfa

وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!

21819. cüz · 376. sayfa

ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!

21919. cüz · 376. sayfa

وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ

(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!

22019. cüz · 376. sayfa

إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!

22119. cüz · 376. sayfa

هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ

Şeytanların kime ineceğini size bildireyim mi?

22219. cüz · 376. sayfa

تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ

Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler.[1]

22319. cüz · 376. sayfa

يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ

Onlar (yalan sözlere) kulak verirler; çoğu da yalancıdır.

22419. cüz · 376. sayfa

وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ

(İnançsız) şairler(e gelince), onlara azgınlar uyarlar.

22519. cüz · 376. sayfa

أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍۢ يَهِيمُونَ

(225, 226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini[1] görmüyor musun?

22619. cüz · 376. sayfa

وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

(225, 226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini[1] görmüyor musun?

22719. cüz · 376. sayfa

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍۢ يَنقَلِبُونَ

Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar hariç. Haksızlık edenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini ileride bileceklerdir.