Kur'an ve BilimVahiy · Akıl · Keşif

15. sure · Mekke · 99 ayet

Hicr Suresi

سُورَةُ الحِجۡرِ

114. cüz · 262. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍۢ مُّبِينٍۢ

Elif. Lâm. Râ.[1] İşte şu(nlar), Kitabın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir.[2]

214. cüz · 262. sayfa

رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ

Bir zaman gelecek, kâfir olanlar "Keşke biz de müslüman olsaydık." diye arzu edecekler.

314. cüz · 262. sayfa

ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun! İleride (gerçeği) bilecekler!

414. cüz · 262. sayfa

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌۭ مَّعْلُومٌۭ

Helak ettiğimiz hiçbir şehir yoktur ki hakkında (bizce) bilinen (belirlenmiş) bir yasa olmasın.

514. cüz · 262. sayfa

مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ

Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.[1]

614. cüz · 262. sayfa

وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌۭ

(6, 7) (Müşrikler) "Ey kendisine zikr (Kur'an) indirildiğini (sanan) kişi! Sen şüphesiz ki cinlenmişsin.[1] (Peygamberlik iddianda) doğru söyleyenlerdensen bize melekleri[2] getirsene!"[3]

714. cüz · 262. sayfa

لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

(6, 7) (Müşrikler) "Ey kendisine zikr (Kur'an) indirildiğini (sanan) kişi! Sen şüphesiz ki cinlenmişsin.[1] (Peygamberlik iddianda) doğru söyleyenlerdensen bize melekleri[2] getirsene!"[3]

814. cüz · 262. sayfa

مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًۭا مُّنظَرِينَ

Biz, melekleri ancak ve ancak bir amaç ile indiririz. O zaman da onlara zaman tanınmaz.

914. cüz · 262. sayfa

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ

Zikri (Kur'an'ı) indiren şüphesiz ki biziz, biz; elbette onu koruyucular da biziz.[1]

1014. cüz · 262. sayfa

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ

Yemin olsun ki senden önceki milletler arasında da (elçiler) göndermiştik.

1114. cüz · 262. sayfa

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Kendilerine gelen her elçi ile elbette alay ederlerdi.[1]

1214. cüz · 262. sayfa

كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

İşte böylece biz onu (alaycılığı) suçluların kalplerine sokarız.[1]

1314. cüz · 262. sayfa

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ

Öncekilere (uygulanan) kanun gelip geçmiş olmasına rağmen onlar (hâlâ) buna (Kur'an'a) inanmıyorlar.

1414. cüz · 262. sayfa

وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ

Onlara gökten bir kapı açsak ve oradan yukarı çıksalar,

1514. cüz · 262. sayfa

لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌۭ مَّسْحُورُونَ

"Kesin olarak gözlerimiz bağlandı, aslında bize büyü yapılmıştır." derlerdi.[1]

1614. cüz · 263. sayfa

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًۭا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ

Yemin olsun ki biz gökte birtakım burçlar yarattık[1] ve bakanlar için onu süsledik.[2]

1714. cüz · 263. sayfa

وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ رَّجِيمٍ

Onu (göğü), taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.[1]

1814. cüz · 263. sayfa

إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ مُّبِينٌۭ

Ancak duyma (bilgi) hırsızlığı yapan olursa, onun da peşine açık bir alev yumağı takılır.[1]

1914. cüz · 263. sayfa

وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍۢ مَّوْزُونٍۢ

Yeri genişlettik ve içine ağırlıklar yerleştirdik.[1] Orada ölçülü olan her şeyden (bitkiler) yetiştirdik.[2]

2014. cüz · 263. sayfa

وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ

Orada hem sizin için hem de kendi(leri)ni sizin rızıklandırmadığınız kişiler için geçim kaynakları yarattık.

2114. cüz · 263. sayfa

وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ

Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri bizim katımızda olmasın.[1] Biz onu ancak belirli bir ölçüyle indiririz.

2214. cüz · 263. sayfa

وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ

Biz, rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik[1] ve gökten su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. Siz onu depolayamazdınız.

2314. cüz · 263. sayfa

وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ

Dirilten de öldüren de elbette biziz! Her şeye vâris olan biziz.[1]

2414. cüz · 263. sayfa

وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ

Yemin olsun ki biz sizden önce gelip geçenleri de geri kalanları da biliriz.

2514. cüz · 263. sayfa

وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌۭ

Şüphesiz ki Rabbin onları (mahşerde) toplayacaktır. Şüphesiz ki O doğru hüküm verendir, bilendir.

2614. cüz · 263. sayfa

وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ

Yemin olsun ki biz insanı (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.

2714. cüz · 263. sayfa

وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ

Cini (İblis'i) de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.

2814. cüz · 263. sayfa

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًۭا مِّن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ

Hani Rabbin meleklere "Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım." demişti.[1]

2914. cüz · 263. sayfa

فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ

"Ona düzgün şekil verip kendisine rûhumdan üflediğim zaman onun için (bana) secde edin!"

3014. cüz · 263. sayfa

فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

Bütün melekler hemen secde etmişlerdi.

3114. cüz · 263. sayfa

إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

İblis hariç.[1] Secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınmıştı.

3214. cüz · 264. sayfa

قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

(Allah ona:) "Ey İblis! Secde edenlerle olmayışının sebebi nedir?" diye sormuştu.

3314. cüz · 264. sayfa

قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ

(İblis de:) "Ben (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir beşer (insan) için secde edecek değildim!" cevabını vermişti.

3414. cüz · 264. sayfa

قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌۭ

(Allah) şöyle demişti: "Çık oradan! Şüphesiz ki sen kovuldun.[1]

3514. cüz · 264. sayfa

وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ

Hesap gününe kadar lanet(im) senin üzerinedir!"

3614. cüz · 264. sayfa

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

(İblis) "Rabbim! İnsanların diriltilecekleri güne kadar bana zaman ver." demişti.

3714. cüz · 264. sayfa

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ

(37, 38) (Allah) "Bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin." demişti.

3814. cüz · 264. sayfa

إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ

(37, 38) (Allah) "Bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin." demişti.

3914. cüz · 264. sayfa

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

(39, 40) (İblis) şöyle demişti: "Rabbim! Beni azdırmana karşılık[1] ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve içlerinden samimi kulların hariç hepsini mutlaka azdıracağım!"[2]

4014. cüz · 264. sayfa

إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ

(39, 40) (İblis) şöyle demişti: "Rabbim! Beni azdırmana karşılık[1] ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve içlerinden samimi kulların hariç hepsini mutlaka azdıracağım!"[2]

4114. cüz · 264. sayfa

قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ

(Allah) şöyle demişti: "İşte bana ait doğru yol budur.[1]

4214. cüz · 264. sayfa

إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ

Şüphesiz ki azgınlardan sana uyanlar hariç,[1] kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur."[2]

4314. cüz · 264. sayfa

وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ

Şüphesiz ki cehennem onların hepsine vadolunan yerdir.

4414. cüz · 264. sayfa

لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍۢ لِّكُلِّ بَابٍۢ مِّنْهُمْ جُزْءٌۭ مَّقْسُومٌ

Onun yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için ayrılmış (birer) grup vardır.

4514. cüz · 264. sayfa

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ

Muttakîler (duyarlı olanlar), mutlaka cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır.

4614. cüz · 264. sayfa

ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ

(Kendilerine) "Güven ve selametle oraya girin!" (denecektir).

4714. cüz · 264. sayfa

وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ

(Birbirlerine) kardeş bir şekilde tahtlar üzerinde karşılıklı olarak göğüslerinde (kalplerinde) kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmış (olacağ)ız.[1]

4814. cüz · 264. sayfa

لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌۭ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ

Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmayacak[1] ve onlar oradan asla çıkartılmayacaklardır.[2]

4914. cüz · 264. sayfa

۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ

(49, 50) Kullarıma, benim çok bağışlayan, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem verici bir azap olduğunu bildir!

5014. cüz · 264. sayfa

وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ

(49, 50) Kullarıma, benim çok bağışlayan, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem verici bir azap olduğunu bildir!

5114. cüz · 264. sayfa

وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ

Onlara İbrahim'in misafir(ler)inden (meleklerden) de haber ver!

5214. cüz · 265. sayfa

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ

Hani onun yanına girdikleri zaman "Selam!" demişler, (İbrahim de onlara:) "Şüphesiz ki biz sizden korkuyoruz." demişti.

5314. cüz · 265. sayfa

قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ

(Melekler:) "Korkma; şüphesiz ki biz sana bilgili bir erkek çocuk müjdeliyoruz!" demişlerdi.

5414. cüz · 265. sayfa

قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

(İbrahim:) "Yaşlılık bana dokunmasına (gelmesine) rağmen beni müjdeliyor musunuz? (Beni) ne ile müjdeliyorsunuz?" diye sormuştu.[1]

5514. cüz · 265. sayfa

قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ

(Melekler:) "Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!" demişlerdi.

5614. cüz · 265. sayfa

قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ

(İbrahim ise:) "Rabbinin merhametinden sapkınlardan başka kim ümit keser ki!" demişti.[1]

5714. cüz · 265. sayfa

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

(İbrahim:) "Ey elçiler (melekler)! (Başka) ne işiniz var?" diye sormuştu.

5814. cüz · 265. sayfa

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ

(58, 59) Onlar "Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma (onları helak etmeye) gönderildik. Ancak Lut'un ailesi hariç![1] Şüphesiz ki onların hepsini kurtaracağız." cevabını vermişlerdi.

5914. cüz · 265. sayfa

إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ

(58, 59) Onlar "Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma (onları helak etmeye) gönderildik. Ancak Lut'un ailesi hariç![1] Şüphesiz ki onların hepsini kurtaracağız." cevabını vermişlerdi.

6014. cüz · 265. sayfa

إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ

Hanımı hariç; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını uygun görmüştük.[1]

6114. cüz · 265. sayfa

فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ

(61, 62) (Melek) elçiler Lut'un ailesine gelince (Lut) onlara "Şüphesiz ki siz tanınmayan kişilersiniz!"[1] demişti.

6214. cüz · 265. sayfa

قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ

(61, 62) (Melek) elçiler Lut'un ailesine gelince (Lut) onlara "Şüphesiz ki siz tanınmayan kişilersiniz!"[1] demişti.

6314. cüz · 265. sayfa

قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ

(63, 64) (Melekler) "Doğrusu biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (helak haberini) getirdik. Sana gerçeği getirdik. Doğrusu biz doğru söyleyenleriz." demişlerdi.[1]

6414. cüz · 265. sayfa

وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ

(63, 64) (Melekler) "Doğrusu biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (helak haberini) getirdik. Sana gerçeği getirdik. Doğrusu biz doğru söyleyenleriz." demişlerdi.[1]

6514. cüz · 265. sayfa

فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍۢ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌۭ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ

Gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü; sen de arkalarından git![1] Sizden kimse sakın dönüp de arkasına bakmasın; sizden istenen yere doğru gidin!

6614. cüz · 265. sayfa

وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌۭ مُّصْبِحِينَ

Ona (Lut'a) şu hükmümüzü vahyetmiştik: "Sabaha çıkarlarken mutlaka onların kökü kesilmiş olacaktır."[1]

6714. cüz · 265. sayfa

وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ

Şehrin (sapkın) halkı sevinç içinde (Lut'un yanına) gelmişlerdi.

6814. cüz · 265. sayfa

قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ

(Lut onlara:) "Bunlar, benim misafirimdir; sakın beni utandırmayın!

6914. cüz · 265. sayfa

وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ

Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun! Beni rezil etmeyin!"[1] demişti.

7014. cüz · 265. sayfa

قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ

(Kavmi:) "Biz seni, elalemden (başkalarının işine karışmaktan) engellememiş miydik?" demişlerdi.

7114. cüz · 266. sayfa

قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ

(Lut:) "İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin)!" demişti.[1]

7214. cüz · 266. sayfa

لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ

(Melekler Lut'a) şöyle demişlerdi: "Ömrüne yemin olsun: Şüphesiz ki onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı."[1]

7314. cüz · 266. sayfa

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ

Güneş doğarken onları o korkunç ses yakalamıştı.

7414. cüz · 266. sayfa

فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن سِجِّيلٍ

Hemen oranın üstünü altına getirmiştik. Üzerlerine (balçıktan) pişirilmiş (sert) taşlar yağdırmıştık.[1]

7514. cüz · 266. sayfa

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ

Şüphesiz ki bunda anlayış sahipleri için dersler vardır.

7614. cüz · 266. sayfa

وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍۢ مُّقِيمٍ

Onlar gözler önünde duran bir yol üzerindedir.[1]

7714. cüz · 266. sayfa

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ

Doğrusu bunda iman edenler için bir ders vardır.

7814. cüz · 266. sayfa

وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ

Eyke halkı da zalimdi.[1]

7914. cüz · 266. sayfa

فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍۢ مُّبِينٍۢ

Onlardan intikam almıştık.[1] İkisi de apaçık bir yol üzerindedir.[2]

8014. cüz · 266. sayfa

وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ

Yemin olsun ki Hicr halkı da elçileri yalanlamıştı.

8114. cüz · 266. sayfa

وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Biz onlara delillerimizi vermiştik fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.

8214. cüz · 266. sayfa

وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ

Onlar, dağlardan güven içinde kalacakları evler oyarlardı.

8314. cüz · 266. sayfa

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ

Onları sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakalamıştı.

8414. cüz · 266. sayfa

فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

Kazandıkları şeyler onlardan hiçbir şeyi savmamıştı.

8514. cüz · 266. sayfa

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَءَاتِيَةٌۭ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak ve ancak bir amaç ile yarattık. O (Son) Saat de mutlaka gelecektir. Onlara güzel bir şekilde hoşgörülü davran!

8614. cüz · 266. sayfa

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ

Şüphesiz ki Rabbin her çeşit yaratandır, bilendir.

8714. cüz · 266. sayfa

وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًۭا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ

Biz sana tekrarlanan yedi (mesajı) ve yüce Kur'an'ı verdik.[1]

8814. cüz · 266. sayfa

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًۭا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ

Sakın onlardan bazı çiftlere verdiğimiz şeye gözlerini dikme![1] Onlardan dolayı üzülme ve müminlere kanadını indir (alçak gönüllü ol)![2]

8914. cüz · 266. sayfa

وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ

De ki: "Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."

9014. cüz · 266. sayfa

كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ

Nitekim biz yalan yere yemin edenlere (azabı) indirmişizdir.[1]

9114. cüz · 267. sayfa

ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ

(91, 92, 93) Rabbine yemin olsun: Yaptıklarından dolayı mutlaka Kur'an'ı bölüp ayıranların hepsini sorguya çekeceğiz.[1]

9214. cüz · 267. sayfa

فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

(91, 92, 93) Rabbine yemin olsun: Yaptıklarından dolayı mutlaka Kur'an'ı bölüp ayıranların hepsini sorguya çekeceğiz.[1]

9314. cüz · 267. sayfa

عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

(91, 92, 93) Rabbine yemin olsun: Yaptıklarından dolayı mutlaka Kur'an'ı bölüp ayıranların hepsini sorguya çekeceğiz.[1]

9414. cüz · 267. sayfa

فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ

Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!

9514. cüz · 267. sayfa

إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ

Şüphesiz ki biz alay edenlere karşı sana yeteriz.[1]

9614. cüz · 267. sayfa

ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Onlar Allah ile birlikte başka bir ilah edinenlerdir. İleride (gerçeği) bilecekler!

9714. cüz · 267. sayfa

وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ

Yemin olsun ki onların söyledikleri şeyler yüzünden senin içinin daraldığını biliyoruz.

9814. cüz · 267. sayfa

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol!

9914. cüz · 267. sayfa

وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ

Sana kesin bir gerçek[1] (olan ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!